2009 Yılı Kazı ve Araştırma Sonuçları


KAYI VE BALIKLI GÖLLERİ'NDE VE BU GÖLLERİN ÇEVRESİNDE YAŞAYAN BİTKİ VE HAYVAN TÜRLERİNİN SAPTANMASINA YÖNELİK ARAŞTIRMA RAPORU

SULAK ALAN KAVRAMI NEDİR? VE SULAK ALANLAR NİÇİN KORUNMALIDIR?

T.C. Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü’nün web sayfasında Çevre ve Sulak alan kavramı ve sulak alanların korunmasının önemi hakkında şu bilgiler verilmektedir (1): Sulak alanlar, yeryüzünün en zengin ve en üretken ekosistemlerini oluşturmaktadır. Bu alanlar yöre insanlarına ve ülkenin geneline geniş yelpazede hizmet veren oldukça karmaşık doğal sistemlerdir ve yeryüzündeki başka hiçbir ekosistemle karşılaştırılmayacak ölçüde işlev ve değerlere sahiptir (1).

İnsan topluluklarının günümüzden yaklaşık oniki bin yıl önce yerleşik yaşama geçmesiyle uygarlıklarını nehir vadileri ve taşkın düzlüklerinde kurmaları rastlantı değildir.

Daha birçok sulak alan sistemi insan topluluklarını hayatta kalmaları ve gelişmeleri için kritik öneme sahip olmuşlardır. Sürekli gelişen teknoloji bize doğanın önemini unutturmuş gibi görünebilir. Ancak sürdürülebilir olmayan ve plansız bir şekilde yapılan alan kullanımlarından dolayı yaşanan çevre felaketleri (seller, fırtınalar, toprak kaymaları vb.) tersini göstermektedir. Asıl olan doğal ekosistemlerin desteğine hala ihtiyacımız olduğudur. Geçtiğimiz yıllarda sulak alan ekosistemlerinin değeri giderek anlaşılmaya başlanılmıştır. Dünya nüfusunun dörtte biri bugün suya çok güç koşullarda ulaşmaktadır. 2025 yılında dünyada her üç kişiden ikisi kuraklıkla karşı karşıya kalabilecektir (1).

İklim değişikliğinin insanlar ve yaban hayatı üzerinde etkileri artıkça sulak alanların hızla değişen koşullara uyum yeteneği vazgeçilmez bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla da dünya çapında sulak alanlara ve onların işlevlerine verilen değer üzerine araştırmaların artması doğaldır (1).

Sulak Alanlar, tropik ormanlardan sonra biyolojik çeşitliliğin en yüksek olduğu ekosistemlerdir. Pek çok tür ve çeşitteki canlılar için uygun beslenme, üreme ve barınma ortamı olan sulak alanlar, yalnız bulundukları ülkenin değil, tüm dünyanın doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilmektedir. Yakın çevresinde yaşayan halkın yaşamında önemli yer tutan, bölge ve ülke ekonomisine katkılar sağlayan sulak alanlar; doğal dengenin ve biyolojik çeşitliliğin korunması yönünden de diğer ekosistemler içinde önemli ve farklı bir yere sahiptirler. Sulak alanların önemini aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür (1).

  • 1. Yeraltı suyu reşarjı ve deşarjı, taşkın kontrolü, taban suyunun dengelenmesi gibi işlemleri ile bulundukları bölgenin su rejiminin dengelenmesine katkı sağlarlar (1).
  • 2. Bulundukları çevrenin nem oranını yükselterek başta yağış ve sıcaklık olmak üzere iklim elemanları üzerine olumlu etki yaparlar (1).
  • 3. Tortu ve zehirli maddeleri alıkoyarak ve besin maddelerini kullanarak suyu temizlerler. Özellikle suların yoğun olduğu sulak alanlar, atık sulardaki organik ve inorganik maddelerin arıtılmasında önemli rol oynarlar (1).
  • 4. Tropikal ormanlarla birlikte yeryüzünün en fazla biyolojik üretim yapan ekosistemleridir (1).
  • 5. Sulak alanlar yüz binlerce yıllık doğal süreçler sonucu meydana gelmiş ve ortama karakterize olmuş zengin bitki ve hayvan türleri ile yoğun organizma koleksiyonuna sahip yeryüzünün en önemli genetik rezervuarlardır(1).
  • 6. Sulak alanlar başta balıkçılık olmak üzere, hayvancılık, saz kesimi ve rekreasyonel faaliyetlere sağladığı imkânlar nedeniyle yüksek bir ekonomik değere sahip olup, bölge ve ülke ekonomisine katkı sağlarlar(1)..

Bütün bu özellikler; sulak alanların mutlak surette gelecek için korunması gerekli alanlar olduğunu ortaya koymuştur(1).

Sulak alanlar, farklı insan kullanımları nedeniyle tehdit altındadır. Tür kaybına ve habitat tahribatına yol açan faktörler şöyle sıralanabilir (1).

  • Sulak alanları besleyen kaynaklar üzerine baraj inşa edilmesi, yönlerinin değiştirilmesi ve sistemden aşırı miktarda su alınması;
  • Tarımsal, evsel ve endüstriyel atıklardan kaynaklanan kirlenme sonucu su kalitesinin bozulması;
  • Tarımsal alanlar ve yerleşim bölgeleri açmak amacıyla sulak alanların kurutulması ve doldurulması; Günümüzde artık bu tür uygulamalardan kaçınılmaktadır.
  • Yasadışı ve aşırı balık avlanması;
  • Kuşların, sürüngenlerin ve bunların yavrularının yasadışı olarak avlanması veya yumurtalarının toplanması;
  • Aşırı otlatma;
  • Su bitkilerinin sökülmesi sazların yakılması ve kontrolsüz saz kesimi;
  • Lagünlerin yavru balık yetiştirme alanları olarak kullanılması;
  • Yabancı türlerin ortama katılması;
  • İkincil konut ve turizm;
  • Sedimantasyon.

Toplam 457 kuş türünün bulunduğu ülkemizdeki sulak alanlar özellikle göçmen türler için yaşamsal öneme sahiptir. Ülkemizdeki sulak alanların uluslararası düzeyde önem taşımasının asıl nedeni; Batı Palearktik Bölgedeki kuş göç yollarından en önemli ikisinin Türkiye üzerinden geçmesidir (1).

Doğu Karadeniz Bölgesinden Türkiye’ye giren Çoruh Vadisi göç rotası ile 200.000’den fazla yırtıcı kuş Çoruh nehri üzerinden uçarak Doğu Anadolu Bölgesindeki sulak alanlarda barınırlar. Türkiye üzerindeki bu göç, Batı Palearktik Bölgedeki en büyük yırtıcı göçüdür (1)..

Karadeniz'in batısında Trakya üzerinden ülkemize girerek İstanbul boğazı üzerinden Anadolu'ya geçen Boğaziçi göç rotası, 200-700’lük gruplar halinde 250.000’in üzerinde leyleğin gösterişli geçişlerine sahne olmaktadır (1).

Kuşların göçleri sırasındaki bu uzun yolculuklarını güven içerisinde yapabilmeleri için, Türkiye'deki sulak alanların varlığı herhangi bir ülkedekinden daha fazla önem taşımaktadır (1).

Ülkemiz sulak alanlar açısından Avrupa ve Ortadoğu ülkelerine göre zengin sayılabilecek bir konumdadır. Bu nedenle ülkemiz, sulak alanların korunması ve akılcı kullanımını sağlamak üzere geliştirilen ve 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzaya açılan Ramsar Sözleşmesine 30 Aralık 1993 tarihinde taraf olmuş, Sözleşme 94/5434 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla 17.05.1994 tarihi ve 21937 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin ülkemizde uygulanmasını sağlamak amacı ile 30.01.2002 tarihinde Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği 24656 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş, sonrasında görülen ihtiyaç üzerine 17.05.2005 tarih ve 25818 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak revize edilmiştir. Yönetmelik sulak alanların korunması ile ilgili doğrudan çalışan tek mevzuattır (1).

Sözleşmeye göre sulak alanlar; " alçak gelgitte derinliği altı metreyi aşmayan deniz suyu alanlarını da kapsamak üzere, doğal ya da yapay, sürekli ya da geçici, durgun ya da akar, tatlı, acı ya da tuzlu bütün sular ile bataklık, sazlık, ıslak çayır ve turbalıkları, kapsamaktadır." olarak tanımlanmıştır. Şuana kadar yapılan çalışmalar neticesinde ülkemizde toplam büyüklüğü 2.000.000 hektarı aşkın (2.155.045 ha) 135 adet Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alan bulunmaktadır. Bunun dışında Uluslararası kriterleri sağlamayan 500’ü aşkın sulak alan olduğu tahmin edilmektedir (1).

Sözleşme listesine uluslararası öneme sahip 135 sulak alanımızdan Kayseri’deki Sultan Sazlığı, Balıkesir’deki Manyas (Kuş) Gölü, Kırşehir’deki Seyfe Gölü, Mersin’deki Göksu Deltası Adana’daki Akyatan Lagünü, Samsun’daki Kızılırmak Deltası, Bursa’daki Uluabat Gölü, İzmir’deki Gediz Deltası, Burdur Gölü, Konya’daki Kızören Obruğu ile Meke Gölü olmak üzere 12 alanımız dâhil edilmiştir (1).

Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ile sulak alanlarla ilgili konuların görüşülerek karar bağlandığı, koruma bölgelerinin ve Yönetim Planlarının onaylandığı ve uygulamalarının takip edildiği, ulusal ve uluslararası gerekli işbirliği ve koordinasyonun sağlanması konusunda çalışmaların yapıldığı Ulusal Sulak Alan Komisyonu kurulmuş ve çalışmalarını sürdürmektedir. 2006 yılı sonu itibarı ile Manyas Gölü, Göksu Deltası, Uluabat Gölü ve Gediz Deltası’nda Sulak Alan Yönetim Planları uygulanmakta olup, Burdur Gölü, Akşehir ve Eber Gölleri, Kızılırmak Deltası, Adıyaman Gölbaşı Gölleri, Yumurtalık Lagünü, Erzincan Ekşisu Sazlıkları, İğneada Longozu, Afyon Acıgöl, Sultansazlığı Sulak Alanlarında çalışmalara başlanılmış olup, hızlı bir şekilde devam edilmektedir (1).

Yine aynı Yönetmelikle Yönetim Planı hazırlanan ve hazırlanma sürecinde olan Uluslar arası öneme sahip sulak alanların bulunduğu illerde “Yerel Sulak Alan Komisyonu” kurulması öngörülmüştür. Bu uygulama ülkemizde alan yönetimlerinin yerinde ve ilgili tüm kurum ve kuruluşların katılımı ile yürütülmesi fırsatını verdiği için çok önemli bir düzenlemedir (1).

Ramsar Sulak Alan Stratejisi, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği ve Türkiye’nin diğer öncelikleri dikkate alınarak 2003–2008 Ulusal Sulak Alan Stratejisi Bakanlığımız koordinasyonunda Ulusal Sulak Alan Komisyonu Alt Teknik Grubu tarafından 2002 yılında hazırlanarak, Ulusal Sulak Alan Komisyonuna sunulmuş ve 2003 de komisyonca onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Strateji, 12 konu başlığıyla ilgili 19 amaca ulaşmak için 70 faaliyeti içermektedir. Türkiye hazırladığı strateji ile uluslar arası ortamda büyük takdir toplamıştır (1).

Çalışma Alanının Tanıtımı

Kayı Gölü (38º 24’ 16,2’’K 34º 22’ 45,6’’D) Aksaray ili Gülağaç İlçesinin 2,5 km kuzey doğusunda bulunan ve derinliği 4 metre olan bir tatlısu gölüdür. Balıklı Göl (38º 23’ 50,6’’K 34º 21’ 55,0’’D) Aksaray ili Gülağaç İlçesinin 1,5 km doğusunda bulunan ve bir derinliği 4 metreyi bulan bir tatlısu gölüdür.

Kayı ve Balıklı Gölleri’nin yer bulduru haritası

Kayı Gölü Karasu Nehri’ni oluşturan kaynaklardan gelen sular ile beslenmektedir. 1180 metre rakımda bulunan Kayı Gölü’nün fazla suları 1173 metre rakımda bulunan Balıklı Göle akar. Her iki gölde Karasu’yu oluşturan kaynak sularının önüne sedde yapılması sonucu oluşturulmuştur. Bu seddeler oluşturulmadan önce bu kaynaklardan gelen suların biriktirdiği alüvyon alan su bitkileri ile kaplı olup Karasu bu alanın içinden akmaktaydı. Her iki gölün bulunduğu alan göl oluşumundan öncede zengin bir flora ve faunaya sahip olduğundan göller oluşturulduktan sonra da kısa zamanda göllerde zengin bir flora ve fauna oluşmuştur.

Kayı ve Balıklı Gölleri’nin Bazı Fizikokimyasal Özellikleri

WTW 340 cihazı ile göllerde in situ olarak ölçülen bazı fizikokimyasal parametreler Tablo 1’de verilmiştir.

Tablo 1. Kayı ve Balıklı Gölleri’nin Bazı Fizikokimyasal Özellikleri

Parametreler Kayı Gölü’nde Ölçülen Değerler (25.07.2009) Balıklı Gölü’nde Ölçülen Değerler (25.07.2009)
Su Sıcaklığı (ºC) 23,8 28,0
pH 8.11 6.89
Redoks potansiyeli (mV) - 95 - 29
Tuzluluk (‰ ) 0,1 0,1
Elektriksel iletkenlik (µS/cm) 663 684
Çözünmüş Oksijen (mg/L) 8,57 5,32
Oksijen Doygunluğu (%) 116,4 73

KAYI VE BALIKLI GÖLLERİNDE VE BU GÖLLERİN ÇEVRESİNDE YAŞAYAN BİTKİ VE HAYVAN TÜRLERİNİN LİSTESİ

24- 27 Temmuz 2009 tarihlerinde Prof. Dr. Sevil Gülçur (İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Prehistorya A.D.) eşliğinde Yard.Doç.Dr. Selçuk Altınsaçlı ve Uzman Biyolog Songül Altınsaçlı tarafından yapılan faunistik ve floristik çalışmalarda saptanan bitki ve hayvan türlerine ait liste aşağıda verilmiştir.

YOSUNLAR
BRYOPHYTA
Fontinalis antipyretica L.

ODUNSU BİTKİLER
SALICACEAE
Populus alba L. (akkavak)
Salix alba L. (aksöğüt)

SU BİTKİLERİ (MAKROFİTLER)
CERATOPHYLLACEAE
Ceratophyllum demersum L.
Ceratophyllum submersum L.
LAMIACEAE
Mentha aquatica L.
CYPERACEAE
Eeleocharis mitracarpa (L.)
LEMNACEAE
Lemna trisulcus L.
Lemna minor L.
TYPHACEAE
Typha laxmannii Lepech.
Typha latifolia L.
SPARGANIACEAE
Sparganium erectum L.
POTAMOGETONACEAE
Potamogeton pectinatus L.
BUTOMACEAE
Butomus umbellatus L.
BRASSICACEAE
Nasturtium officinale
HALORAGIDACEAE
Myriophyllum spicatum L.

OMURGASIZ HAYVANLAR
MOLLUSCA
Valvata sp.
Planorbis sp.
Pisidium sp.
OLIGOCHAETA
Tubifex sp.
HIRUDINEA
Haementeria costata (Kaplumbağa Sülüğü)
Glossophonia complanata (Kurbağa Sülüğü)
Erpobdella octoculata (Linnaeus, 1758)
Piscicola geometra (Balık Sülüğü)
CLADOCERA
Chyodorus sp
Daphnia sp
COPEPODA
Macrocyclops sp.
OSTRACODA
Darwinulla stevensoni
Cypridopsis vidua
Cypria ophtalmica
Physocypria kraepelini
Fabaeformiscandona fabaeformis
Candona neglecta
Ilyocypris bradyi
Ilyocypris biplicata
Heterocypris salina
Heterocypris incongruens
Prionocypris zenkeri
ISOPODA
Asellus aquaticus
AMPHIPODA
Gammarus sp.
DECAPODA
Astacus leptodactylus (Kerevit)
İNSECTA
Chironomus sp.

OMURGALI HAYVANLAR
PISCES (BALIKLAR)
Tinca tinca (Kadife Balığı)
Cyprinus carpio (Sazan Balığı)
AMHİBİA (SEMENDERLER VE KURBAĞALAR)
Rana ridibunda Pallas 1771 (Ova Kurbağası)
REPTİLİA (KERTENKELE, KAPLUMBAĞA, YILANLAR)
Emys orbicularis (Gmelin 1774) (Çizgili Kaplumbağa)
Mauremys caspica Linnaeus1758) (Benekli Çizgili Kaplumbağa)
Natrix tessellata (Laurenti, 1768) Su Yılanı
Natrix natrix (Linnaeus, 1758) Yarı Sucul Yılan, Küpeli Su Yılanı)
AVES (KUŞLAR)
Fulica atra (Sakarmeke)
Rallus aquaticus (Su kılavuzu su yelvesi)
Circus macrourus (Bozkır Delicesi)
Circus aeruginosus (Saz Delicesi)
Glareola pratincola (Bataklık Kırlangıcı)
Ciconia nigra (Karaleylek)
Ciconia ciconia (Beyaz Leylek)
Phoenicopterus ruber (Flamingo)
Podiceps cristatus (Bahri)
Egreta alba (Beyaz Balıkçıl)
Motacilla cinerea (Dağ Kuyruksallayanı)
Upupa epops (İbibik)
MAMMALIA (MEMELİLER)
Spermophilus xanthophrymnus (Anadolu Gelengisi, Kazık Sıçanı)
Rattus rattus norvegicus (Göçebe keme)
Allactaga williamsi (Araptavşanı) (IUCN’nin Kırmızı listesinde)

IUCN (International Union for Conservation of Nature and Natural Resources) Dünya Korunma Birliği ya da Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması için Uluslararası Birlik)

SONUÇLAR

Kayı Gölü ve Balıklı Göl insan kullanımları nedeniyle tehdit altındadır. Bu göllerde tür kaybına ve habitat tahribatına yol açan faktörler ve alınacak tedbirler şöyle sıralanabilir ;

  • Sulak alanları besleyen kaynakların bir kısmının debisinin düştüğü ve kuruduğu tespit edilmiştir. Kaynak sularının pH’sının hafif bazik değerlikli olması gerekirken hafif asidik değerler ölçülmüştür. Bu kaynakları besleyen yeraltı sularından aşırı miktarda su kullanılmaktadır. Artezyen kuyularının derinliğinin artması yeraltı su kaynaklarına akan suların azalmasına neden olmaktadır. Bölgede yeraltı sularının kapasitesi hakkında bilgi olmadığı için tarımda kullanılacak su miktarının kullanımının az mı çok mu olduğunu ölçebilmemizi sağlayacak bir veri yoktur. Gölleri besleyen kaynak sularının bulunduğu arazide aşırı sulamaya ihtiyaç duyan patates tarımının yapılması, sulamada suyun ekonomik kullanımı açısından oldukça büyük bir öneme sahip olan damlama yöntemi yerine fıskiye ile püskürtme yönteminin kullanılması hidrolojik dengeye zarar vermektedir.
  • Sulak alanların bulunduğu bölgeye sular yolu ile taşınan tarımsal ve evsel atıklar, su kaynaklarının ve göllerin kirlenmesine ve bunun sonucunda da su kalitesinin bozulmasına sebep olacaktır.
  • Gülağaç Beldesi’ndeki Karasu nehri yatağına yapılan müdahaleler, her iki gölün etrafına yığılan fiziksel düzenlemeler çevre etki değerlendirme (ÇED) raporu olmadan kesinlikle yapılmamalıdır.
  • Göllerin civarında yasadışı kuş avlanması ve aşırı balık avlanması engellenmelidir.
  • Ekonomik değeri olan (sepet yapımında oldukça değerli olan saz türlerini içeren) su sazlarının sökülmesi, yakılması ve kontrolsüz kesimi engellenmelidir.
  • Göllerdeki ekolojik dengeyi bozabilecek yabancı balık türlerinin göllere bırakılması engellenmelidir.
  • Göllerin civarına konut ve su kaynaklarının kirlenmesine yol açabilecek tesislerin yapılmaması gerekmektedir.
  • 24- 27 Temmuz 2009 tarihlerinde yapılan faunistik ve floristik çalışmalarda saptanabilen bitki ve hayvan türlerine ait liste sulak alandaki biyolojik çeşitliliği ve tür zenginliğini göstermektedir. Bundan dolayı her iki sulak alan ve bunları besleyen su kaynakları korunmalıdır. Her iki sulak alanının korunabilmesi için her iki sulak alanında “Doğal SİT Alanı” veya “Yaban Hayatı Koruma Sahası" ilan edilmesi gerekmektedir. Yakın çevredeki önemli “Ramsar Alanı” olan Eşmekaya Sazlığı’nda meydana gelen çevre felaketi bu sulak alana çok yakın olan her iki gölü de önemli bir sığınak haline getirmiştir. Mamasun Barajı’nda beslenen flamingolar ve balıkçıllar bu sulak alanında yakın zamanda önemli bir habitat olacağını göstermektedir. Kayı Gölü’nün ilerisindeki su basar alan da canlılar için önemli habitattır. Bundan dolayı bu kısımda sulak alanın bir parçası olarak korunma altına alınmalıdır.
  • Hasan Dağı, Göllüdağ, Nenezi Dağı, Melendiz Nehri, Karasu, Mamasun Barajı, Kayı Gölü, Balıklı Göl ve bu alanda bulanan su kaynakları bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Tüm alan florası, faunası ve tarihsel değerleri (Bu rapor 1996 yılında Prof. Dr. Sevil Gülçur (İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Prehistorya A.D.) tarafından başlatılan Güvercinkayası Kazısı (Çatalsu, Gülağaç-Aksaray) kapsamında gerçekleştirilmiştir) ile bir bütün halinde korunmalıdır.

Yaralanılan Kaynaklar

1.http://www.milliparklar.gov.tr/bolumler/dkoruma/kbab/pylsm/transfer/arsiv/sanedir.htm